0242 237 50 75

Şehrin hava almasına mani oluyor

Şehrin hava almasına mani oluyor

Kaleiçi Gezisi ve Söyleşisi’ ne çok

Antalya Tabip Odası Kültür Sanat Komisyonu’nun düzenlediği “Kaleiçi Gezisi ve Söyleşisi” ne katılan doktorlar Kent tarihçisi Hüseyin Çimrin rehberliğinde Kaleiçi’ni daha yakından tanıma olanağı buldular

FOTOĞRAFLAR İÇİN BU LİNKİ TIKLAYINIZ-1

FOTOĞRAFLAR İÇİN BU LİNKİ TIKLAYINIZ-2

Sabah saatlerinde Kalekapısı önünde buluşan doktorlar, Kent tarihçisi Hüseyin Çimrin rehberliğinde Kaleiçi’ni gezdiler.

Bergama Kralı II. Attalos, “Gidin bana bu yeryüzü üzerinde öyle bir yer bulun ki, bütün kralların, bütün hükümdarların gözü kalsın. Öyle bir yer bulun ki, hiç kimse gözünü oradan ayıramasın. Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun.” diye emir vermişti akıncılarına. Kaleiçi deyince kayıtlara geçmiş olan yaklaşık 2200 yıllık bir tarihten söz ediyoruz; Bergama Kralı II. Attolos Philedelphos tarafından M.Ö. 158’de kurulmuş bir kenttin tarihinden.

Attolos’un yeryüzünün cenneti olarak adlandırdığı Antalya’yı kurmasının yegâne sebebi ise Pamfilya sahili boyunca uzanan önemli bir deniz yolu olması ve doğal limanı. Bu bölgenin daha öncesinde bir balıkçı köyü olabileceğine yönelik rivayetlerde mevcut. Gün geldi korsanlar bile burayı ele geçirmek için savaştı. İlerleyen tarihlerde güç kimdeyse onun eline geçecekti. Farklı krallıkların bu bölgede hakimiyet kurması, asırlar sonra Kaleiçi’ne daha fazla değer katacaktı. Bu medeniyetler sayesinde tarihe tarih katıldı asırlarca.

Roma dönemindeki savaşlarda önemli görevler üstlendi bu şehir. Kimi zaman esir düştü bu kentin insanları. Köle oldu Girit’te, Suriye’de… Yara alan surlar her seferinde tekrardan onarıldı. Yüzyıllarca Bizans (Roma) egemenliği altında kalan şehir tarih 1085’i gösterdiğinde Selçuklu Sultanı Süleyman Şah tarafından Türklerin hakimiyetine geçti. Fakat çok geçmeden 1103 yılında tekrar Bizans’ın egemenliğindeydi. Artık bundan sonra Bizanslılar ve Türkler arasında savaş konusu olacaktı şehir. Bir süre İtalyanlar’ın, sonrasında tekrar Türkler’in, 1212’de bölgedeki Türk halkını katleden Kıbrıslılar’ın eline geçti. Çok sürmeden tekrar Selçuklular’ın hakimiyetindeydi. Bir süre Selçuklu sultanlarının kışlık başkenti olarak kullanıldı.

Her savaşta yara aldı surlar ve sonrasında tekrardan onarıldı. Belki insani bir korunma iç güdüsüydü, belki de o dönemin şartları gereğiydi. Tarihi önemi düşünülmeden bir yurt olarak hep muhafaza edildi. İnsanlar, bu şehirde dinlerine ve etnik kökenlerine göre ayrılmıştı. Al-mina (Hristiyanlar) bölgesi, Yunanlıların bölgesi, Yahudi bölgesi, saray bölgesi, Müslüman bölgesi olarak şehir aradaki duvarlarla bölünmüş durumdaydı. Tarihler 1386’yı gösterdiğinde Antalya’nın hakimiyeti Osmanlılara geçti.

Gün geldi depremle savaştı Antalya. Leonardo Da Vinci bir kitabında Antalya’da meydana gelen depremin büyüklüğünü şu cümleyle anlattı: “Rodos yakınlarında Antalya’da denizi yaran bir deprem oldu ve bu yarığa üç saatten fazla süre ile öylesine büyük bir su akıntısı döküldü ki; eksilen su nedeniyle bölge çıplak kaldı. Daha sonra deniz önceki durumuna geri döndü.”

Kimi zaman iç savaşlarla boğuşan kent, 11 Ağustos 1895’e gelindiğinde Kaleiçi’nde 500’den fazla evi kül eden bir yangın meydana geldi. Böylesine büyük badireler atlatan şehir her seferinde yaşayanlarıyla tekrar ayağa kalkıyor ve yenileniyordu. Kurtuluş Savaşı sonrasında Antalya’dan ayrılan 13 bin Hristiyan vatandaşı da herkes gibi bir çok değerli eser bırakmıştı.

Çeşitliydi Kaleiçi’nin tarihi. Sonrasında yavaş yavaş surlardan dışarıya taştı tarih. Artık yeni dünya için ilk adımlar atılmaya başlamıştı Antalya’da. Bu güne geldiğimizde en hızlı büyüyen şehirlerden biri oluvermişti. Hız riskti aynı zamanda. Düzensiz bir yapılaşmayı beraberinde getirdi bu hızlı büyüme. Zamanla Kaleiçi’de nasibini aldı bu modern kentleşmeden. Kimisi, yapıların yenilenmesini tarihi dokuyu bozmak olarak nitelendirirken, kimisi de tarihi korumak olarak gördü.

Bugünkü Yat Limanı’nı çevreleyen Antalya’nın ilk yerleşim yeri ve iki bin yıllık geçmişe sahip olan bu bölge, tarihi ve kültürel dokusu, evleri ve yat limanı ile Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden birisi

Sınırları büyük bölümü yıkılmış bir kale ile çevrili. Kale güneyde Karaalioğlu Parkı bitişiğindeki Hıdırlık Kulesi’nden başlar. Bugünkü Büyükşehir Belediyesi binasının da yer aldığı Yenikapı semtinden kuzeye Hadrian Kapısı’na (Üçkapılar)doğru döner. Eskiden bu surlar, Kalekapısı’ndan Tophane’ye (Cumhuriyet Meydanı’na) kadar uzanırdı. 1920’li yıllara kadar önünde iki metre derinlik, beş-altı metre genişlikte su hendeği olan bu kale duvarları şehrin hava almasına mani oluyor diye 1935 yıllarında yıktırılmıştı.

Kaleiçi, son yıllarda ise Saat Kulesi, Yivli Minare gibi birçok mimarisi ve asırlardır süregelen tarihiyle gündeme geldi. Evleri hep koruma altına alınmak için çabalandı. Kaleiçi’nin bu dokusunu kaybetmemek için yıllardır restorasyonlar yapıldı. Yapılan restorasyonlar kimi zaman eleştirildi, kimi zaman da tarihin kurtarıcısı olarak görüldü.

Hüseyin Çimrin Kimdir?
1946 Antalya doğumlu ve Antalya bölgesinin ilk Almanca turist rehberi olan Hüseyin Çimrin, 25 yılı aşkın bir süre Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın Antalya Bölge Müdürlüğü’nde tercüman rehber olarak görev yaptı. Aynı kuruluş tarafından yabancı dilde kazandığı bursla 1965 – 66 yılları arasında seyahat acenteleri turistik tanıtım ve turist rehberliği konularında araştırma yapmak üzere Almanya’ya gönderildi. Bu eğitimle Türkiye’nin Almanya’da diplomalı ilk turizm uzmanı oldu. Çeşitli gazetelerde, dergilerde köşe yazıları yazan Antalya tarihi üzerine bir çok kitabı olan Hüseyin Çimrin’e 2003 yılında Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından kültür sanat dalında “Antalya’nın Sivil Tarihçisi” ödülü verildi.

2004 yılı başından itibaren Sabah Gazetesi’nin Akdeniz ekinde Antalya’da Zaman köşesinde Antalya’nın geçmiş yaşamına ait araştırma yazıları yazan Hüseyin Çimrin, 2004 yılında Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin geleneksel Yılın Gazetecileri Yarışması’nda Sabah Akdeniz’de yayınlanan “Antalya Kalesi’nin 2000 Yıllık Serüveni” adlı yazı dizisi ile araştırma dalında ödüle layık görüldü. Hüseyin Çimrin’in turist rehberliği mesleği ile ilgili olarak da 1974 yılında Turizm Bakanlığı’ndan ve 2002 yılında Skal Kulüp’ten “Yılın Profesyonel Turist Rehberi” ödülleri vardır. 2007 yılında da Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği tarafından ilk kez verilen Antalya’da “Yılın Kültür – Sanat Adamı” Ödülü’nün sahibi oldu.

“Antalya Tarihi ve Turistik Rehberi”, “Antalya Folkloru”, “Akdeniz Gezi Rehberi”, Kuruluşundan Günümüze Kent Kronolojisi”, “Antalya Efsaneleri”, “Benim Antalyam”, Antalya Teke Yöresi Ağzı ve Deyimleri” ve “Bir Zamanlar Antalya”, Çimrin’in Antalya üzerine yayınlanan kitaplarından sadece bir kaçı.